Yalnızlık
Yalnızlığımı büyütür
kalabalık
Gökdelen'in gölgesine siner
Karanfil Sokak
kalınlaşır
yoksul kadın çocuklarıyla
çöplerin üzerine
konar
gözleri cam kırıkları
sevgilim gelir yalnızlığım
büyür
çocukken gökkuşağına düştüğüm
gökyüzü gelir kirli
güvercinleriyle.
Kimin öznesiydi mevsimler
işkence
öyküleri kimindi
ayrılığın sesi miydi adımnlarım
suyu
bekleyen uçurum mu
kanatlandım yalnızlığımla son
mevsime
içimde bir kedi yavrusu.
Yalnızlık
Dışımda yağmur yağıyor,
sessiz
İçimde yalnızlık öyle yorgun
Gökyüzü genişler
birazdan, yağmur diner
Mindere uzanır misafir
güneş
Camlarda ışıldayan altın aydınlık
Masadaki
sürahiye yansır
Bütün tazeliğiyle yeniden
Cömert bir gün
doğar şehrin üstüne.
Güzeldir bu tabiat
güzelliğine
Oysa insanları da sevmek isterdim
Böyle uzak
oldukça kendimden bile
Tad alamıyorum canım
dünyadan.
Gül, Sonbahar, Sonra
Bir alev-gül
baygın dudaklarında
Düş düş...
Yalnızlık ormanları
kuytu
Bütün masallar büyümüş...
Oltalarda mercan
balıklar
Yalnızlık denizleri, derin...
Düşünüyorum,
kuytu odalarda
Bir güle uzanıyor ellerin...
Bir
damla yaş gibi sıcacık
Bakışlarında eylül
bahçeleri...
Bir gül gibi topluyorum usulca
Uykusuz
geceleri...
Bir gül yaprağısın uzakta
Hayal gibi yok
musun, var mısın?
Yalnızım, dertliyim, çaresizim
Duyar
mısın?
Yalnızlık Şiiri
karanlığın insanı delirten
bir ihtişamı vardır
yıldızlar aydınlık fikirler gibi
havada salkım salkım
bu gece dağ başları kadar yalnızım
çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından
dudaklarımda eski bir mektep türküsü
karanlıkta sana
doğru uzanmış ellerim
gözlerim gözlerini arıyor durmadan
nerdesin?
İki Köşeli Yalnızlık
Gökyüzüne asılı kalmış bir yankı
Arıyor
kendisini bırakan ağzı
Yeniden, yeniden sesini bulmak için
İki köşeli yalnızlığın bir ucunda sen, bir ucunda ben
Birleşip ayrılıyor çizgilerimiz
Hangi boyuttan
koparılmıştık ki biz
Anı bile yok, ses, koku bile
Bir elin yazdığını öteki el karalıyor sanki
Silgiler
hatırlıyor, kalemler unutuyor bizi.
Yalnızsan Eğer
hayatın devraldığı
sessiz
bir özsudur acı
birikir yüreğinin kıvrımlarında
ve ağar
gözlerine ağır ağır
bulutlar yere inmiştir artık
ya da
gurbettesindir
unutma
bir hayalet gibi
kapındadır
yalnızlık denen şey
ufkun kararabilir
birden
için çölleşebilir
kaçışın bile bir adımdır
ya
da dönüşündür kendine
unutma
Her sayfası kederle
kararan
bir hüzün defterine döner günler
ve her sabah
"merhaba hüzün"
"merhaba yalnızlık"
diyerek başlarsın
hayata
ama hayat bağışlamayacaktır seni
unutma
Üstelik günlüğü yoktur hüznün
hiç bir zaman da
tutulmayacaktır
serüvenlerin yorgun yeniği
elleri
titreyen yaşlı bir kadındır hüzün
ya da hasta bir
tanıdıktır ancak
hepsi o
kadar