özledim
seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor
nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte
olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır
içimi ısıttığını
yeni yeni
anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir
sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları
seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara
koyup
seninle baş başa konuşmaları
özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli
haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin
başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar
yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin
okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim
halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları
söylemeden
'git artık' demek
'beni ne kadar çabuk
unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa'
demek
sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar
sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı
istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz
geçirmek....
GİZLİ SEVDA
Hani bir sevgilin
vardı
Yedi sekiz sene önce,
Dün yolda
rastladım
Sevindi beni görünce.
Sokakta
ayaküstü
Konuştuk ordan burdan,
Evlenmiş, çocukları
olmuş
Bir kız, bir oğlan.
Seni sordu
Hiç
değişmedi, dedim,
Bildiğin
gibi...
Anlıyordu.
Mesutmuş, kocasını
seviyormuş,
Kendilerininmiş evleri..
Bir suçlu gibi
ezik,
Sana selâm söyledi.
HASRETİNDEN PRANGALAR
ESKİTTİM
Seni anlatabilmek seni.
İyi çocuklara,
kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden
bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt
uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül- gürül akan bir
dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim
bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan
gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni
bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yıldıza.
Bir
kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en ıssız
dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını
ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız
inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni
anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür
adıdır
Üşüyorum, kapama
gözlerini...
YA SENİNLE YA SENSİZ
Ya hep ya hiç sevgilim
Ya
seninle ya sensiz
Olamaz başka biri
Ya seninle ya
sensiz!
İstersen al at beni
İstersen yarat
beni
Dağ gibi deniz gibi
Ya seninle ya
sensiz!
Olmasa da sevenim
Ağlayanım gülenim
İlk
sözüm son yeminim
Ya seninle ya sensiz!
İstersen
sevme beni
İstersen bekle beni
Taş gibi toprak
gibi
Ya seninle ya sensiz!
Yalnız bir mevsim
değil
Yalnız bir bahar değil
Her zaman her yerde
bil
Ya seninle ya sensiz!
İstersen öldür
beni
İstersen güldür beni
Gün gibi güneş gibi
Ya
seninle ya sensiz!
DUYGUSAL
Sen ona bir gemisin, yönü
senin yönündür
Bir sancısın geçerken denizlerini özgür
O
da bir ada olsun, sana çevrili dursun
Dağının dalgalarla,
yüzünün rüzgarlarla
Bağlandığı kendini sende çözülmüş
görür.
Gemiler göründükçe adalar da düş
görür
İnsanlar nerede olsa bir orayı düşünür
Derler
adadakiler, şu gemi bir gün gelse
Gitsek buradan öte,
nereye gideceksek
Bilseler gemiler de bir adayı
düşünür.
NE GÜZEL ŞEY HATIRLAMAK
SENİ
Ne
güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri
içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
Ne
güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üstünde
unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı
canımın içi İstanbul toprağının...
İçimde ikinci bir insan
gibidir
seni sevmek saadeti...
Parmakların ucunda kalan
kokusu sarduya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin
daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak koyu bir
karanlık...
Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazamak
sana dair,
hapiste sırt üstü yatıp seni
düşünmek:
filanca gün, falanca yerde söylediğin
söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...
Ne güzel
şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan birşeyler oymalıyım
yine:
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince
ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak
yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin
sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra
okumalıyım...
Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve
zafer haberleri içinde,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş
iken...